Yurt dışı seyahatimizin son durağı olan Milano’da Bianchi Cafe ve Rossignoli bisiklet mağazalarını gezdik. Bianchi Cafe’de gördüğümüz Specialissima’nın Pantani edisyonu bizi oldukça etkiledi.
Bianchi Cafe ve Rossignoli Bisiklet Mağazaları’nı Gezdik

Ride Far
Yurt dışı seyahatimizin son durağı olan Milano’da Bianchi Cafe ve Rossignoli bisiklet mağazalarını gezdik. Bianchi Cafe’de gördüğümüz Specialissima’nın Pantani edisyonu bizi oldukça etkiledi.
Yurt dışı seyahatimizdeki duraklardan biri olan Milano’da Pınar Pinzuti ile şehirdeki bisiklet kültürünü konuştuk.
Geçtiğimiz ay bir İtalya seyahati yapmıştık. Oradayken Decathlon mağazasını gezme imkânı bulduk. Ve fark ettik ki bu mağazanın ülkemize getirilmeyen oldukça fazla ürünü var. Biz de bir video ile sizlerle paylaşalım istedik.
Roma’da bisiklet turu yapma fikri kafamızda oluştuğunda bunu iki farklı rota olarak yapmanın daha faydalı olacağına karar vermiştik. Birinci bölümde şehir merkezindeki turistik yerleri gezerek daha çok kültür turu havasında bir video çektik ve yazı ile de bunu perçinledik.
İkinci bölümde bir tarafına Vatikan Şehrini ve Melekler Kalesini diğer tarafına ise neredeyse kalan tüm turistik yerleri alan Tevere Nehri turunu yapacağız. Daha önceki seyahatlerimde şehir merkezinin altını üstüne getirmiş olmanın verdiği cesaretle birinci bölüm olarak yayınladığımız tur oldukça rahat geçmişti. Fakat Tevere turu benim için de ilk olacaktı. Yazdıklarımın muallakta kalmaması adına bu yazıyı da video ile desteklemenin size deneyimlerimi daha sağlıklı aksedeceği kanaatindeyim.
Luca ve onun arkadaşı Vincenzo’ya ait olan bisikletlerimiz 10 yaş üstü çok konforlu olmamasına rağmen tur boyunca herhangi bir sorun yaratmadı. Kaldığımız bölge olan Via Pavia’dan tura başlayacağımız Trastevere’ye yaklaşık 10km’lik bisiklet yolculuğunun ardından bisikletlerimizle merdivenlerden nehir seviyesine iniyoruz. Hava sıcaklığı 28 derece civarında seyrederken bir tarafımızda nehir ve onu çevreleyen yüksek duvarların seyri ile yolculuğumuz keyifli şekilde başlıyor.
Bisiklet yolunun zemini şehir merkezinin aksine gayet güzel, bıkmadan saatlerce sürüş yapmanızı sağlayacak konfor düzeyine sahip. Yol üzerinde yürüyüş yapan, bisiklete binen insanlarla karşılaşıyoruz. Ortamın verdiği mutluluk hissi ile 10km’lik yolu bir çırpıda geçiyoruz ve yol bizi yukarı tartan piste çıkarıyor. Burada sürüşümüz çok uzun sürmüyor ve araba yoluna bağlanıyoruz. Şehir merkezinin dışına çıkıyor olmamız altımızdaki bisikletlerin eski oluşu ile birleşince ihtiyatlı ruh halim geri dönmemiz gerektiğini kulaklarıma fısıldamaya başlamıştı. Mutlu mesut bisiklete binmeye devam eden Serkan’a ses etmesem arkasına bakmadan İsviçre’ye kadar sürecek gibiydi. Düşüncemi paylaştığımda “Biraz daha gidelim, döneriz.” dedi, fakat o biraz bir türlü gelmedi, iyi ki de gelmedi. Ana yoldan yarım saat kadar bisiklet sürdükten sonra artık yolda görünür bir bisiklet yolu tabelası kalmamıştı. Serkan çok alakasız bir yerden sağa içeri girerek bir restoranın otoparkında bisiklet yolu tabelasını gördü. Tevere nehrinde başlayan bisiklet yolu buradaki yol ile birleşiyordu fakat yabancı birinin burayı keşfetmesi için bizdeki gibi kısmete ya da yerel birine ihtiyacı var.
Şans eseri girdiğimiz yol bizi cadde seviyesinden 2 metre kadar yukarı çıkardı. Yolun iki tarafında sadece yemyeşil tarlaları ve müstakil evleri görebiliyorduk. İstanbul için konuşmuyorum ama nüfus yoğunluğunun daha normal rakamlarda olduğu farklı illerimizde, yerel yönetimler yemyeşil tarlaların birleştiği noktaları doldurup yerden yükselterek bisiklet yolları yapabilir. Yapılmış halini videoda görüyorsunuz. Tartan pistten oluşan zemin muhteşem olmakla beraber mavi gökyüzü ve yemyeşil ortamda bisiklet sürmek bizim için hayal olmaktan çıkmıştı. Şehirden uzaklaşmış olmamız ve bisikletlerde oluşabilecek teknik problem artık benim de umurumda değildi. Ardımıza bakmadan geri dönmeyecekmişçesine sürüyorduk. Yolda yine bisiklete binen, koşan insanlarla karşılaştık. Yolun bittiği yeri ha gördük ha göreceğiz derken 1 saati aşan sürüşümüz bisiklet yolunun bitmesiyle son buldu. Toplamda şehir dışına tek yön yaklaşık olarak 32km toplamda ise 64km bisiklet sürmüştük. Şehir içinde yaptığımız tura kıyasla çok daha zevkli geçen bu tur ile Roma seyahatimizi noktalamış bulunuyoruz.
Roma’ya gelip Tevere turunu yapmak isterseniz güzel bir yol bisikleti turdan alacağınız keyfi arttıracaktır. İlgili yazımızdaki mağazalara uğrayarak sizin için uygun bir yol bisikleti kiralayabilirsiniz.
Malum konu yurt dışı turu olunca gidilecek lokasyondaki bisiklet mağazalarının listesini çıkarıp aralarında mekik dokumadan dönmek olmaz. Seyahatimiz öncesinde Here Maps üzerinde 9 bisiklet mağazası işaretledim ve hepsine gittik. 7 mağaza beklentimizi karşılamamasına rağmen iki tanesi aklımızı başımızdan aldı.
Genel bilgi vermesi açısında pasaport ibraz ederek 155euro’nun üzerinde yaptığınız alış verişlerde %12-20 arasında vergi iadesini geri alabiliyorsunuz. Aldığınız ürünleri kesinlikle kullanmayın ayrıca havaalanında memur görmek isteyebilir o açıdan uçağa binerken yanınıza almanızı tavsiye ederim.
Mağazalardan ilki, Campagnolo bakmak için girdiğimiz Lazzaretti. Aynı sırada arasında 50metre olan iki dükkanı var. İlk dükkan küçük ve daha çok teknik servis odaklı hizmet veriyor. İkinci dükkanda ise bolca çeşit var. Aynı zamanda kiralama da yapılıyor.
Mağazada insan nereye bakacağını şaşırıyor. Bir tarafta kadrolar bir tarafta da kıyafetler ve aksesuarlar odaklanma problemi yaşatıyor.
Mağazaya Catro Preterio metro durağından 10 dakikada yürüyerek ulaşabilirsiniz. Pazarlık konusunda çok sıcak olmadıklarını söyleyebilirim. Fiyatları da normal seviyelerde.
İkinci mağaza Cicli Fatato şehir merkezinin biraz dışında fakat metro ile ulaşım oldukça rahat. Cornelia durağında inip yine 10 dakika kadar yürüyerek mağazaya ulaşıyoruz. Haritada yol üstünde gösteriyor fakat bir 50 metre kadar iç tarafta.
Lazzaretti’ye göre daha büyük olan mağaza girişinde bizi çeşit çeşit kadrolar ile karşılıyor. Ne yok ki? Pinarello, Colnago, Specialized, Bianchi, Wilier, Tommasini, Cinelli, Trek markalarının tavanda asılı olan kadrolarına bakmaktan boynumuz ağrıdı. Karbon kadro fiyatları 2k Euro’dan başlıyor.
Genel olarak ürün fiyatları diğer mağaza ile neredeyse aynı. Mağazanın orta kısmında yaşı 60 üstü olduğunu tahmin ettiğim usta, bir Tommasini ile ilgileniyordu.
Giyim ve aksesuar konusunda yine bol çeşit olduğunun altını çizmek isterim ama kadrolardan resmen kendimi alamadım. Aldığım bir kaç parça ürün için de indirim talebime kasadaki arkadaş önce güldü sonra da olumlu yanıt verdi.
İki mağazada ürün çeşidi açısından oldukça başarılıydı fakat döviz kurumuzun durumundan mütevellit ufak parçalar almakla yetindik.
Roma Bisiklet Turu Bölüm 1
Tur ile alakalı genel tecrübelerimizi aksetmeden önce bize kapılarını açıp 4 gün boyunca çok keyifli bir ev ortamı tesis eden Tincalla ailesine teşekkürü borç biliriz.
2 saat süren seyahatimizin akabinde Flumicino havaalanına varıyoruz. Uçaktan indikten sonra ufak bir raylı shuttle ile pasaport kontrolünü geçip tren istasyonuna varıyoruz. Havaalanından şehir merkezine tren ile iki farklı seçenek ile ulaşmanız mümkün. Bizim tercihimiz şehir merkezinin iki durak dışındaki Tiburtina’ya merkeze uğramadan giden çift katlı tren oldu, 1 saat süren yolculuk için kişi başı 8 euro ödedik. İkinci seçenekte ise metro ve tren hatlarının birleşimi olan Termini durağına gitmek istemeniz durumunda ödemeniz gereken tutar 15 euro, yol ise 30 dakika kadar sürüyor. Hatırlatmakta fayda gördüğüm bir husus ise aldığınız biletleri trene binmeden önce otomat cihazlarında validate yani geçerli kılmanız gerekmekte. Şayet bunu yapmaz ve trende memur kontrolüne takılırsanız ceza ödemek durumunda kalırsınız.
Daha önce yaptığım İtalya sehayatlerinde özellikle Roma’nın defaatle altını üstüne getirmiş olmanın verdiği tecrübe ve dostumuz Luca’nın tavsiyesi üzerine turumuza Villa Borghese bahçelerinden başlamayı uygun bulduk.
Şehrin merkezinde yapacağımız ilk tur için ben Luca’nın göbekten vitesli 28c lastikli bisikletini Serkan ise evdeki diğer bisiklet olan katlanır Btwin’i aldı.
Genel bilgi vermesi hasebiyle bir kaç hususa değinmek isterim. Roma’da bisikletli olmak tahmin edebileceğiniz üzere motorlu araçlardan saygı ve öncelik görüyor(taksiler hariç). Şehir içinde muhakkak bir kilit taşımanızı öneririm zira turistik mekanlar hırsızlığı bolca beraberinde getirir. Ayrıca yanınıza suluk almanızı şiddetle tavsiye ederim tüm çeşmelerdeki sular içilebilir tabiki tadı bizdeki gibi değil. Sabah 05:00-07:00, 10:00-12:00 ve 20:00’den kapanış saati 23:00’e kadar metro hatlarında bisiklet için ek ücret vermeden seyahat edebiliyorsunuz. 100dk’lık bilet ücreti 1.5euro. Yalnız metrolar için 100dk’lık biletlerde bir kısıt var. 100dk içerisinde sadece bir metro hattını kullanabiliyorsunuz. Aynı biletle otobüslere 100dk’ içerisinde istediğiniz hatta ücretsiz binilebiliyor. 24 saatlik bileti alırsanız metrolarıda istediğiniz kadar kullanabiliyorsunuz. Onun da fiyatı 7 euro.
Turumuza başladığımız Borghese bahçeleri şehrin orta yerinde içinde kendi hayvanat bahçesi, açık hava sineması, müzesi, sandal ile açılabileceğiniz gölü ve tiyatro salonu olan oldukça büyük bir park. Bisiklet ile dolaşırken Serkan’ın yüzündeki manidar mutluluğun benzeri bende de mevcuttu. Alabildiğine yeşil bir alanda araç trafiğinden uzak, oksijeni içinize doldurup bisiklet sürmek paha biçilemez. Park içerisinde zaman zaman Roma dönemi eserlerinin sergilendiği bir açık hava müzesinde dolaşıyor hissine kapılmanız olası. Videoda görmediğiniz çok fazla alan mevcut ayrıca içeride şehir(günlük 10euro) ve dağ bisikleti(günlük 11euro) kiralayabiliyorsunuz. Bir de 4 tekerlekli herkesin aynı anda pedal çevirdiği turistik bisikletleri de mevcut. Park içinde bisiklet ile dolaşmak o kadar keyifli ki farkında olmadan 2-3 saat dönüp durmanız olası. Zemin düzgün fakat bazı yerler mıcırlı 28c den daha ince lastik için uygun olmayabilir.
Borghese bahçelerinden çıkıp Piazza del Popolo’yu da tepeden gören seyir terası ile şehri yukarıdan izliyoruz ve virajlı yolları ile aşağıya meydana iniyoruz. Meydan oldukça geniş, şehir merkezini dikine bölen Via del Corso ya geçiyoruz. İstiklal caddesinin türevi olan Via del Corso motorlu araç trafiğine kapalı, sağlı sollu mağazalar ve kiliselerin olduğu cadde bisiklet sürüşü için oldukça keyifli. Caddenin ortasında sola döndüğümüzde yol bizi uzun bir sokak ile Spagna yani meşhur İspanyol merdivenlerine götürüyor. Bisiklet sürüşü için çok keyifli olmasa da görülmesi gereken yerlerin başında gelen İspanyol Merdivenlerinde akşamları keyifli vakitli geçirmek mümkün. Merdivenler üzerinde yiyecek içecek tüketilmesine izin verilmediğini de ayrıca belirteyim.
Sonraki durağımız olan Kolezyum için 20 dakika kadar bisiklet ile trafik içinde yol alıyoruz. Kolezyuma ulaşmamızı sağlayan son rampa hafif eğimli fakat yolun sonunda tüm ihtişamıyla bizleri karşılayan manzara yorgunluğumuzu unutturuyor.
Ara sokaklardan devam ederek Palazzo di Venezia(Venedik Sarayı)’na geçiyoruz. Her gördüğümde güzelliği karşısında hipnotize olduğum bu güzel yapı için Serkan da söyleyecek birşey bulamadı ve kolundan sürükleyerek götürmek zorunda kaldım.
Venedik sarayının tam karşısındaki parkın sağında Mussolini’nin yaptığı tarihi konuşma için kullandığı balkonu da görebilirsiniz. Sarayın hemen yanındaki merdivenlerle yukarı çıktığınızda zeminini Michelangelo’nun tasarladığı Piazza del Campidoglio meydanına ulaşıyorsunuz.
Venedik Sarayı’ndan sonraki durağımız 43 metrelik kubbe yükseliği ile dünyanın en eski Pagan tapınağı olan Phanteon. Muazzam yapının önündeki çeşme ve etrafındaki merdivenler turistler için güzel bir mola noktası. Tapınak çevresindeki zemin arnavut kaldırımı ile döşendiğinden altımdaki bisiklet ızdırap dolu dakikaları beraberinde getirdi Serkan’ın keyfi ise yerindeydi.
Şehir içinde yaptığımız turu özetlememiz gerekirse; yaklaşık olarak 30km civarındaydı, yolların kalitesi değişken olmakla beraber genel olarak düzgündü. Şehrin dokusu gereği bol arnavut kaldırımı mevcut; bu da bir sonraki seyahatimde ya katlanır ya dağ bisikleti tercih etmeme sebep olacaktı.
Sonraki turumuz olan ‘’Tevere’’ için takipte kalın.
Bu haftaki yazım muhteviyatı gereği gözyaşlarına sebebiyet verebilir, peşinen söyleyeyim. İş seyahati sebebiyle gittiğim Basel şehri 200.000’e yaklaşan nüfusu ile İsviçrenin 3. büyük şehri ve daha önemlisi dünya saatçilik sektörünün merkezi konumunda. Yılda bir kere mart ortasında düzenlenen Saatçilik Fuarı tüm otelleri doldurduğu gibi yer bulamayanları başta Fransa’nın Mulhouse şehri olmak üzere yakın olan farklı lokasyonlara yönlendiriyor.
Malumunuz bisiklet Avrupa ülkelerinde olduğu gibi henüz ülkemizde kültür halini alamadı. Son 5 yılda katettiği yolu da görmezden gelemeyiz, atılan ufak adımlar var; fakat biz daha büyüklerini istiyoruz hatta mümkünse en acilinden. Mesela Avrupa yakasına da bir velodrom güzel olmaz mı?
Basel’e dönecek olursak; şehir küçük, ayrıca eğimli yolları olmadığı gibi motorlu araçtan fazla bisiklet var. Nereye giderseniz, başınızı nereye çevirirseniz çevirin, göreceğiniz tek şey farklı yaşlarda bisiklete binen mutlu insanlar. İlk iki gün buna çok fazla takılmadım, Avrupa dedim en nihayetinde kültürleri bu ve bizdeki gibi ne kaotik bir ortam var ne de dağ tepe bayır çıkıyorlar.
İlerleyen günlerde trende gördüğüm bisikletliler artık moralimi bozmaya başladı. Sebebi ise ülkemizdeki durumu sorgular hale gelmemdi. Konuyu içselleştirip ” Neden biz bunları yapamıyoruz?” diye mevcut durumumuzu sorgulamaya başladım. Trene biniyoruz, yaşlı başlı insanlar koca koca bisikletleri ile trene biniyor ve kendileri için ayrılmış yerlere bisikletlerini asıyor. Bizdeki gibi saat sınırlaması olmaksızın istedikleri saatte toplu taşımayı kullanabiliyorlar. Nüfus olarak İstanbul ile mukayese etmek tabiki söz konusu değil, aynı nüfus yoğunluğuna sahip olsalar bu kadar rahat olurlar mıydı bilinmez ama o durum için de bir çözüm üreteceklerinden şüphem yok.
Algıda seçicilikten ötürü gözüm motorlu araçlara bakmaz hale geldi ki zaten toplu taşıma ve bisiklet ile kıyasladığımızda motorlu araç kullanımı azınlıkta kalıyor. Şehrin her noktasında bisiklet yollarını görmeniz mümkün. Herhangi bir çukur olmadığı gibi yollarda taş yok taş!(Ağladı)
Bisikleti bu insanların kültür haline getirmesi muhakkak bir sürecin akabinde olan bir durumdu; fakat bunun bir başlangıç noktası da muhakkak olmalıydı sorusu aklımı kemire dururken aracımız bir ilk okulun önünde trafik ışıklarında durdu ve gözüm okul bahçesinde öğretmenlerinin yanında sıraya girmiş denge tekeri olmayan bisikletleriyle öğretmenlerinin ufak desteğiyle hızlanan ve biraz gidip U dönüşü yapıp geri gelen ilk okul öğrencilerine tabiri yerindeyse kilitlendi. Yanlış görmemiştim, okulda çocuklar öğretmenlerinin gözetiminde bisiklete biniyorlardı. Rengarenk kasklarını da takmışlar, nasıl tatlılar. (kalp) Bu işin okulda eğitim ile başlaması fikrinden daha güzel ne olabilirdi?
İstanbul’a dönüş yolunda karışık duygular içerisindeydim. Bir tarafta “Şükür, bir şekilde bisiklete binebiliyoruz.” düşüncesi, diğer tarafta Basel gerçeği. Ümidim ise bir gün bisiklet yollarının çoğalması ve bu spor dalının ülkemizde hakettiği alakayı görmesi.